Olmayan Mimarlık Tarihimiz Üzerine
OLMAYAN MİMARLIK TARİHİMİZ ÜZERİNE
OLMAYAN MİMARLIK TARİHİMİZ ÜZERİNE
Türkiye’de son 250 yıllık zaman dilimi içerisinde şekillenen ve yerleşen ilmi geleneklerin kovanına çomak sokmak çok kolaydır. Temsîli bir anlatımla her bir ilmi gelenek birer binaya benzetilecek olursa, neredeyse tamamı temelsiz inşa edilmişlerdir. Doğru veya yanlış, tutarlı veya tutarsız alternatif bir tez veya antitezle gelindiğinde kolayca yıkılabilir. Yani kısaca tam bir “felix culpa”lar panayırı…
Tarih alanında eser veren birçok aydının (istisnaları tenzih ederek) bu temelsiz binalara tuğla taşıdığı ve aynı zamanda taşıdıkları binaların temelsizliğinden habersiz oldukları söylenebilir. Mimarlık tarihi özelinde başlıktaki iddialı ifadeyi bu çerçevede ele alırken tarih hakkındaki şu kıymet hükmünü merkeze alalım:
“Tarihi, hikmet yönünden ele alan, onu, kafasındaki tezatsız ve her örgüsü tamam bir dünya görüşüne nispet eder. İlim gözüyle yuğuran, vâkıaları sağlam bir (analiz) ve (sentez) halinde umumi kıymet hükümlerine bağlar. Teknik bakımından inceleyen de, sadece malzeme ve ham madde verir ve gerisi için tasa çekmez.”
Türkiye’de mimarlık tarihi literatürüne biraz göz gezdirdiğimizde teknik bakımdan incelemeler yapan birçok tarihçinin varlığından söz edilebilir. İlim gözüyle tarih çalışmaları üretenlerin sayılarının çok olmadığı kesin. Hikmet yönünden tarihçi söz konusu bile değil.